Haftasonu İznik Kampı

İznik’te arkadaşlarımızla birlikte oldukça keyifli bir kamp yaptık geçen haftalarda. Kalabalık ve konforlu kamp için motorlar yerine arabalara doluştuk. Aramızda, ilk defa kamp yapan 2 çift ve 2 çocuk da vardı.

İlk niyetimiz, Topçular İskele’den 45 km. uzaklıktaki İznik Gölü kenarında, merkeze yakın bir kamp atmaktı. Ancak göl kenarına gittiğimizde biraz kalabalık olduğunu ve ilk kez kamp yapacak arkadaşlarımızın pek de hayalindeki gibi bir kamp alanı olmadığını görünce, Aynştayn Kamping’e gitmeye karar verdik 🙂 Aramızda daha önce burada kalan arkadaşlarımız da vardı, ancak biz ilk defa geliyorduk. Gerçekten de övdükleri kadar varmış!

AYNŞTAYN KAMPİNG

Bilmeyenler için, Aynştayn Kamping, İznik’in Kutluca Köyü, Hacıosman Mahallesi’nde, doğanın göbeğine kurulu bir tesis. Tesiste, farklı büyüklüklerde Papatya, Ortanca, Gelincik ve Orkide isimli 4 adet full ahşap ev, 1 adet kamelya, içerisinde mangal köşesinin olduğu bir de restoran bulunuyor. Evlerin fiyatı haftaiçi-haftasonu farklı olmak üzere, 200-250 ve 250-300 TL olarak değişiyor. Evlerin içine televizyon koymuş ama kumandaların pili olmayabilir. Buraya kadar gelip televizyon izlemek istiyorsanız yanınızda pil getirmeniz gerekiyor 🙂

“Burada kahvaltı yok kardeşim, bu yerin hayatı boyunca belki de hiç olmayacak. Koca mutfak yaptık, bak tavuklar da var. Alın yumurtayı, omlet yapın. Onu da mı ben yapayım?” diyebilir mesela Aynştayn. Anladığınız üzere biraz şahsına münhasır bir insan. Buradaki her şeyi kendi elleriyle yapmış, evlere “bungalov” demeyin sakın, çok kızıyor. Onlar “ahşap ev”.  Tesisin bahçesinde 1 adet büyük mangal alanı var. Biz ağaçların altına yan yana çadır attık. Önümüzdeki ağaçların arasına da hamağımızı bağladık. Bizim çadır atmamıza izin verdi ama bu size de izin verecek demek değil 🙂

Tesiste, buranın sahibi “Aynştayn”, köpeği “Oğlum” (ancak köpek denmesinden pek hoşlanmıyor:)) ve gezen tavukları dışında bizden başka kimse yoktu. Yine bize özel bir kamp oldu yani 🙂
Tesiste mangal olduğunu öğrenince, yemek alışverişini İznik merkezde Kasap Musa’dan yaptık. Aslında gurme burgerleriyle ünlü Faruk, mangal başında harikalar yarattı, kendisi bu işte gerçek bir üstad! 🙂 Yakın zamanda bir hamburger kampı ile tekrar buluşuruz umarım. Yemek bitince çocukları uyutup (burası önemli :)) ateşin başında yerimizi aldık. Orman içi kamplar özellikle hava karardıktan sonra şehirlere göre her zaman 3-5 derece daha soğuk olabiliyor. Bu yüzden, üşümemek için yanınıza hırka, polar, şal, battaniye gibi şeyler almayı unutmayın. Ateş başı sohbetler her zaman çok keyifli oluyor. Yine öyle bir geceydi, saatlerin nasıl geçtiğini anlamadık..

ERTESİ GÜN

Ertesi gün, Aynştayn bize etrafı gezdirdi. Ormanın içerisinde yabani (organik) more (böğürtlen) ve lifor (yaban mersini) bahçelerinin arasında yürüdük, bol bol yedik, biraz da topladık. Dört yanımız alabildiğine yeşil sessiz, sakin ve huzurluydu.  Morelerin tadını hala unutamıyoruz.

Aynştayn’a göre, hayvanların herhangi bir sorumluluğu olmamalı. Mesela köpeğinden bekçilik yapmasını v.b. beklemiyor. Yine aynı şekilde sahiplendiği ama “sorumluluk yüklemediği” için etrafta özgürce gezinen atları da var. Bu atlar yıllarca taşımacılıkta kullanılmış, dayak yemiş, eziyet çekmişler. Buraya ilk geldiklerinde insanlardan çok korkuyorlarmış, “yaklaşamazdınız” diyor Aynştayn. Bu ormanlarda özgürce gezdikçe, insanlardan sadece sevgi ve şefkat gördükçe iyileşmişler, yavruları olmuş ve aile olmuşlar 🙂

Yürüyüşümüz boyunca biraz oksijen, biraz sakinlik, biraz da dinginlik depoladık, bol bol more yedik ve kampımıza geri döndük. Çocuklar, buradaki güvercinleri ve tavukları beslediler, sevdiler, uçurtma uçurdular, top oynadılar, hamakta sallandılar. En az bizim kadar, hatta bizden çok eğlendiler, bayıldılar buraya ve doyasıya tadını çıkardılar!

Çadırlarımızı toplayıp kamptan ayrıldıktan sonra, göl kenarında La Cabana adlı tesiste kahvaltı yapmaya indik. Aynı zamanda kamping de olan La Cabana’yı çok beğendik. Çocuklar burada biraz yüzdü. Göl oldukça berrak, temiz ve durgun, ancak ufak su yılanları olduğu için beni pek cezbetmedi açıkçası. Vaktimiz olsaydı kürek çekmek de istiyorduk, ama bir dahaki sefere bıraktık. Ayrıca, yine Müşküle Köyü ve hikayesini instagramda paylaşmıştık,  okumayanlar için google ödevi olarak ‘Müşküle Köyü ve Nazım Hikmet’ diye aratın. Müşküle’ye ayrıca geleceğiz ve yine paylaşacağız.

BONUS: KERAMET KAPLICASI

Bu arada bonus bilgi olarak da şunu paylaşalım: Orhangazi’ye 18 km. uzaklıkta Keramet Mahallesi’nde, “Keramet Kaplıcası” olarak bilinen, doğal havuz görünümünde bir ılıca yer alıyor. Kaplıcanın suyu içerdiği minerallerle cilt ve deri hastalıklarına iyi geliyormuş. Göle 200 metre uzaklıkta. Bu termal havuzun yanına ufakça bir tesis kurmuşlar, giriş ücretli. Gelmişken kaplıcadan faydalanalım dedik, ancak haftasonu olduğu için aşırı kalabalıktı. Daha sakin bir zamanda tekrar gitmeyi planlıyoruz.

http://www.orhangazi.bel.tr adresinden alınmıştır.

Böyle saf, temiz ve doğal yerler görmek, keşfetmek bizi gerçekten çok mutlu ediyor. Sadece biz değil, çocuklar da kendini doğada buluyorlar. Çünkü bizim doğal ortamımız zaten doğa, dört duvar değil. Etrafımız betonlaştıkça, bu sınırların arasında sıkışıp kalıyor ve negatif elektrik yükleniyoruz. Bu yüzden de mümkün olduğunca çok kampa gitmeye, doğada vakit geçirmeye çalışıyoruz. Siz de daha önce kamp yapmadıysanız, mutlaka en kısa zamanda deneyin, kamp yapmayan kimse kalmasın 🙂 Sorularınız varsa çekinmeden sorabilirsiniz, elimizden geldiğince yardımcı olmak isteriz. Şimdiden iyi eğlenceler!

Daha fazla fotoğraf için Facebook Albümüne bakabilirsiniz. Bizi İnstagramdan da takip etmeyi unutmayın lütfen.

Keyifli gezi ve keşifler dileriz!